Eskiden, her mevsimin ayrı bir kokusu vardı.
İlkbahar, çiçek tomurcuk, Yaz çilek şeftali, zerdali, Sonbahar, narenciye ve Kış ayları, elma, tarçın, karanfil kokusu ile gelirdi. Eskiden mevsimler ne güzeldi.
Bağda bahçede bütün gün çalıştıktan sonra, güneş batarken, nenem ve dedem ile eve dönerdik. Küçüktüm. İşlerine yarayacak bir çalışmam yoktu. Ama ben de çok yorulurdum.
Dedemin görüş alanında, toz toprak içinde, kendime ağaçlardan, bağlardan arkadaşlar uydurup. bunlara isimler takıp, bütün gün oyunlar oynardım.
Güneş batmasına yakın, eve dönerken de, bahçe kenarlarına ekilen meyve ağaçlarından, herkes gibi biz de, ihtiyacımız kadarını toplardık.
Hiç unutmam, komşumuz Mariya'nın çok verimli elma ağacı, mahalleye girişte bizi karşılar, güzel elmalarla dolu dallarını, gelen giden herkesin tadabilmesi için, taş duvarın üzerinden yola sarkıtırdı.
Dedem üç elma keser birini hemen orada yemem için bana verirdi. Nasıl bir koku? Nasıl bir tat? Aradan kaç yıl geçti öyle bir lezzet öyle bir koku almadım hiçbir elmadan. Belki de dedemin elinden geldiği içindir.
Böyle bir akşam eve gelmiş dedemin çizmelerini çıkarmasını, nenemle şakalaşmasını izlerken,
"Abla Havva, Abla Havvaaa." diye çağıran komşunun kızı Fosdira'nın Neneme bir tabak dolusu böreği uzatıp Milobitta dedikten sonra gittiğini hatırlıyorum. Elmalı börek. Misler gibi Elmalı börek.
Yemekten sonra nenem, bana çay, dedeme kahve yapmış, ve bu börekleri önümüze koymuştu.
Artık Arodez'deki evimiz çok uzak. O çok özlediğim dedem ve nenem gibi Mariya'nın elma ağacı ve Elmalı Börekleri de yok...
Ve artık bütün kokular karışık. Her mevsim her koku var. Kışın Elma kokusu da var, Çilek kokusu da Karpuz kokusu da, hepsi bir arada market raflarında. Ne var ki hiçbirinin de ne tadı ne de kokusu olması gerektiği gibi değil.
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Katkınız için teşekkür ederim.